Mutsuzlukların altındaki umut kırıntılarını bulmaya çalışan bir hikâye... Belki de bu yüzden gözlerimden yaşlar akarken kalbime bu denli dokundu.
Shin Woo joo geçmişine duyduğu öfkeyle savaşan, aslında kendi içinde barış arayan bir karakter. Geçmişe duyduğu öfke intikam alma hırsına dönüşünce yolu Han Dong jin ile kesişiyor…. Dongjin ise hayatın acımasız darbelerini sessizce sırtlayan, yüklerini kimseye belli etmeden taşıyan biri. Ve izlerken bu suskunluğu öyle güçlü hissediyorsun ki, bazen onun yerine haykırmak istiyorsun. Yaşadığı her adaletsizlikte “Bir insan nasıl böylesine naif olabilir?” diye sorgulamadan edemiyorsun…
Bu hikâye, hayatta insanların ne kadar kırılgan olabileceğini ama aynı zamanda kırıklar içinde bile bir araya gelip ayakta kalmayı başarabileceğini anlatıyor. Woo Joo, intikam almaya çalışırken Dong Jin’in gözlerinde onun kalbindeki hayal kırıklıklarıyla dolu rafları gördü.. Onlara dokundu, tamir etti.. Yalnızlığını anladı, kendini ona karşı sevgi beslemekten alıkoyamadı.. Birbirlerini sevmek onlar için bi seçim değil de yaşanması gereken zorlu bir kader gibiydi…
(SPOİLER)
Mutsuz son göreceğimi düşünürken finalde karşılaşıp birbirilerine gülümsedikleri sahneyi gördüm ve kalbimde derin bi sıcaklık hissettim. Evet, dedim,
Woo joo ve Dong jin, geçmişin yükünü taşımayı öğrenmiş ve mutlu olmaya hazırlar…
Call it Love’ı çok sevdim, Lee Sung-kyung’a zaten hayranım. Çok güzel kadın, çok güzel oyuncu. Kim Young-kwang’ı çok farklı rollerde izlediğim için bu karakteri canlandırışıyla ona da hayranlık beslemeden duramadım.
Kısacası yüreğe dokunan her işi çok seviyorum. Siz de ben gibi düşünenlerdenseniz, mutlaka izleyin🌸!
P.s. Diziden birkaç replik de bırakalım şuraya.👇




0 Yorumlar