Sorgulayış


 Son zamanlarda zihnime takılan bir soru var: Geçmişe özlem duymak, şimdiye ihanet midir?

Bazen bu sorunun ağırlığı öyle bastırıyor ki, elimde olmadan kendimi suçlarken buluyorum. Çünkü fark ediyorum ki kalbim çoğu zaman geçmişe dönük, zihnim eski anıların sıcaklığında oyalanıyor. Şimdinin ise bana çoğunlukla yabancı, huzursuz, eksik gelen bir tarafı var.


Geçmişte huzuru hissettiğim, sevildiğimi bildiğim, kıymet gördüğüm o günleri özlüyorum. Bu özlem, sanki şimdiki hayatımın üzerine bir gölge düşürüyor. Ve işin en kırıcı yanı şu: ben kendime bile değer vermezken, başkasının bana kıymet göstermesini nasıl bekleyebilirim ki?


Yine de şunu fark ettim: özlemek aslında ihanetten çok, bir tür hatırlatma gibi. Çünkü insan, kalbine iyi gelen şeyleri özler. Demek ki bir zamanlar huzuru yaşadım, sevilmenin sıcaklığını bildim, kıymetli olduğumu hissettim. Belki mesele, geçmişi unutturmak değil; o duyguların kökünü bugüne taşıyabilmek.



Bu hislerimi en çok uyandıran, kendimden her defasında bir parça bulduğum dizi My Liberation Notes. Bana “en sevdiğin dizi ne?” diye sorsalar, hiç düşünmeden vereceğim cevap bu olurdu. Çünkü tam da bu yazıda hissettiğim gibi hissettiriyor bana: karakterler. Şimdinin ağırlığıyla boğuşurken, geçmişin izlerini taşırken ve özgürleşme ihtiyacını içlerinde saklarken görüyorum kendimi. Onların yaşadığı sıkışmışlık, benim içimdeki özlemi yankılıyor. Belki de benim geçmişe duyduğum özlem de aynı yerden geliyor: aslında bir özgürleşme isteği bu.

Sonra Ömür Hanımla güz konuşmalarındaki o dizeyi hatırlıyorum : 

Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür Hanım.

Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.

Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık

yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler

aldığı zamanın derin denizlerine.

Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?

Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman

bir yanılsama... Değil mi yoksa?


Ve işte burada kalıyorum. Ne tam bir umut, ne de koyu bir karanlık. Sadece sorunun kendisiyle. Gerçekle düşün umutsuz savaşı içinde geçmişe özlem duymak, gerçekten şimdiye ihanet midir?



08.09.2025
23.21

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Son Yayınlanan

90’lar Rüzgarı ve Ofis Casusluğu: Undercover Miss Hong