Şermin Yaşar'dan Söyleme Bilmesinler kitabı üzerine | 'Ailece birbirimizi senelerdir düzenli olarak görüyor ama tanımıyorduk.'





Bazı kitaplar vardır, rafta öylece durur ve insan onlara bakıp geçer. Ne okunmamış olmanın suçluluğu vardır ne de merak. Sanki kitap da sen de bilirsin: Henüz vakti değildir. Söyleme Bilmesinler benim için uzun süre böyle bekledi. Sonra Aralık geldi. Meğer bu kitapla, kış aylarında, içe dönük bir ruh halindeyken buluşmam gerekiyormuş..

Bu bir aile hikayesi. Aynı masada oturup birbirlerinin iç dünyasına hiç temas edemeyen insanların hikayesi. Üç kardeş: Emin, Ethem, Ekrem. Aynı evde büyümüşler ama aynı sevgiden hiç pay almamışlar. Daha doğrusu, sevgi adil dağılmamış.



Anne Mürüvvet…
Bazı anneler sevgiyi verir, bazıları öğretir, bazıları da eksikliği miras bırakır. Mürüvvet’in çocuklarına bıraktığı miras tam olarak bu: eksiklik. Emin sevgiyi almış, Ethem ve Ekrem ise yokluğunu. Ethem’in annesinin kendisine bir kez bile yumuşak bakmadığını söylemesi, insanın içini acıtıyor. Çünkü bazen bir çocuğun bütün hayatını belirleyen şey, söylenen sözler değil; hiç bakılmamış gözler oluyor.

Ethem, sevilmediğini hisseden ama bunun nedenini bilmeyen bir çocuk olarak büyüyor. Belki de en zor olanı bu: Adını koyamadığın bir eksiklikle yaşamak. İçine kapanıyor, kırılıyor, susuyor. Hayatı boyunca bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor ama neyin eksik olduğunu bilmiyor. Ta ki öğrenene kadar…



Bu ailede anne yalnızca duygusal bir figür değil, aynı zamanda mutlak bir otorite. Hayatın dönüm noktalarında söz hep ona ait. Kiminle evlenileceği, ne iş yapılacağı, nasıl bir hayat sürüleceği…
Emin, annesinin “hakkımı helal etmem” tehdidiyle öğretmen olmak istemediği halde öğretmen oluyor. Emekli olana kadar da mesleğini bir kez bile severek yaptığını söylemiyor. Yine hakkını helal etmem tehdidiylle annesinin köylüsü bir kız olan Hülya'yla evleniyor.. İnsan bunu okurken şunu düşünüyor: Bir ömür, sırf anne rızasını kaybetmemek için yaşanabilir mi? (Bunu bence Türk aile yapısında yaşayan o kadar çok insan vardır kii..Bir şekilde hayatının önemli dönüm noktalarında kendi söz sahibi olamayan ve ilerleyen zamanlarda geçmişe dönüp keşke daha farklı yapsaydım diyen..)




Ethem’in hikayesi daha sarsıcı belki de. Ona seçilen eş, adeta bir kader gibi önüne konuyor. “Bak, bu senin nişanlın.” Ethem de sesini çıkaramıyor bu karar karşısında..Annesinin sürekli gittiği bir hocanın yiğeni olan Nurten'le evleniyor Ethem.. 


İşte o anda Ekrem, annesinin abilerinin hayatlarını nasıl şekillendirdiğini görüyor ve ilk kez itiraz ediyor. Sevgi’yi kaçırıyor. Bu bir aşk masalı değil; bir çıkış denemesi. Yanlış, aceleci, bedeli belki de ağır bir çıkış… Ama kendi seçimi.

Belki de insan bazen doğruyu değil, sadece kendine ait olanı seçmek ister.

Roman boyunca herkes kendi sesinden konuşuyor. Bu yüzden kimse tam anlamıyla suçlu değil. Anne bile. Onu affetmek zor, ama anlamaya çalışmak mümkün. Çünkü bu hikaye kötülükle değil; nesilden nesile aktarılan yaralarla ilgili.



Kitabı bitirdiğimde üç kardeş de zihnimde ayrı ayrı kaldı. Ethem, eksikliğinin adını koyabildiği için özgürleşti; sevilmeyişinin nedenini öğrenmek onu yıkmadı, aksine rahatlattı. Bilmediği bir boşlukla yaşamaktansa, bildiği bir acıyla yoluna devam edebildi. Ekrem ise özgürlük arayışında en ağır bedeli ödeyen oldu. Seçmek istedi, kaçtı, itiraz etti ama yine de yarım kaldı; çünkü bazen insan kendi hayatını seçtiğini sanırken, sadece başka bir yalnızlığa adım atar. Emin’e gelince… O, belki de en sessiz trajediydi. Sevilmişti ama hep başkasının istediği gibi sevilmişti. Sevmediği bir mesleği, seçmediği bir evliliği, kendine ait olmayan bir hayatı sürdürdü. İsyan etmediği için değil, çok uyum sağladığı için kaybetti. 

Söyleme Bilmesinler bana şunu düşündürdü: Bazı hayatlar bağırarak değil, sessizce eksilerek tükenir..


Yorum Gönder

0 Yorumlar

Son Yayınlanan

90’lar Rüzgarı ve Ofis Casusluğu: Undercover Miss Hong