Sanki



Bazen içinde bulunduğum bu birbirinin aynısı olan günlerin hiç sonu gelmeyecekmiş ve ben eninde sonunda bu döngünün içinde can verecekmişim gibi hissediyorum. Bir daha içten, hesapsız gülücükler konmayacakmış gibi yüzüme; gözlerim hep ağlamaya hazırda bekleyecekmiş, burnumun direği ha sızladı ha sızlayacakmış gibi. Her gün kendimi biraz iyi hissetsem, bu cehennemin içinde buna hakkım yokmuş gibi düşünüp iliklerime kadar pişmanlık duyacakmışım gibi. Sanki Tanrı da benden vazgeçmiş; her şey ama herkes bana sırtını çevirmiş gibi.


Ne kadar çoğaltırsam çoğaltayım çevremi, o kalabalık içindeki yalnızlık hissinden hiçbir zaman kurtulamayacakmışım gibi. İki lafı bir araya getirip konuşmak, sohbet etmek, birilerine bir şeyler anlatmak bana hep büyük bir külfet olacakmış gibi. Anlaşılamamak değil de artık anlaşılmayı umursayamamak daha çok acıtıyor. İnsan bir noktadan sonra derdini anlatmaktan vazgeçince iyileşmiyor; sadece kabuk bağlıyor. Ama o kabuğun altında her şey hala kanıyor, hala sızlıyor. Dokunsan dağılacakmışım gibi, dokunmasan kendi kendime çökecekmişim gibi.


Mutsuzluğuma bulduğum çözümler sanki hep çok geçici kalacakmış gibi. Her gün bu lanet yastığa kafamı koyduğumda derin bir uyku çekmenin hasretini çekecekmişim gibi. Vücudum belli belirsiz ağrılarla, zaten yeterince huzursuz olan ruhumu daha da huzursuz edecekmiş gibi. Gece olunca her şey daha da büyüyor; sessizlik insanın içini açan bir kapı gibi. Kaçtığım düşünceler birer birer karşıma dikiliyor, ben bakmamaya çalıştıkça daha da yaklaşıyorlar.


Sabahlar ise hep yarım kalmış bir gecenin devamı gibi üzerime çökecekmiş. Gözlerimi açtığımda yeni bir gün değil de dünün yorgunluğu karşılayacakmış gibi beni. Perdelerden sızan ışık bile içimi aydınlatmaya yetmeyecek, sadece uykusuzluğumu yüzüme vuracakmış gibi. Zaman ilerlemiyor da ben aynı noktada çakılı kalıyormuşum hissi yakamı bırakmayacakmış. Herkes bir yerlere yetişirken ben olduğum yerde eksilip duracakmışım gibi.


İçimde konuşmaktan yorulmuş bir ses var; susmayı da beceremiyor. Ne söylesem eksik, ne anlatsam yarım kalacakmış gibi. Kalbim sanki hep tetikte: ne sevinçlere güvenebiliyor ne de hüzne alışabiliyor. İyi hissettiğim anlarda bile içimde bir huzursuzluk beliriyor; az sonra bozulacak bir şeylerin habercisi gibi. Mutluluğun bedeli ağır olacakmış da şimdiden taksit taksit ödeniyormuş gibi. Hiçbir şeye tam sevinemiyor, hiçbir anı içime sindiremiyorum.Sanki ben bu hayata ait değilmişim gibi...


6.2.26

22.05

Yorum Gönder

0 Yorumlar

Son Yayınlanan

90’lar Rüzgarı ve Ofis Casusluğu: Undercover Miss Hong