1- Taş Kağıt Makas – Alice Feeney / Sayfa Sayısı:312 / Puan: 8
Evliliklerinde sorunlar yaşayan bir çift, ilişkilerini kurtarmak için ıssız bir İskoçya kilisesine gidiyor. Kadının yıllardır kocasına yazdığı ama hiç vermediği mektuplar, geçmişte saklanan gerçekleri açığa çıkarıyor. Hikaye ilerledikçe anlatıcıların güvenilmez olduğu anlaşılıyor ve olaylar beklenmedik şekilde ters yüz oluyor.
Psikolojik gerilim türünde olan bu kitabın gerilimi bana diğer okuyucular gibi geçmedi açıkçası. Sosyal mecralarda methine çokça rastladığım Taş Kağıt Makas'ı ben ne yazık ki okurken sıradan buldum. Şaşırdığım tek bir olay oldu o da etkilemedi yeteri kadar. Yine de akıcı bir romandı. Gerilim sevenler şans verebilir.
2-Veda Etmiyorum – Han Kang / Sayfa Sayısı:264 / Puanım: 8
Bir kadın arkadaşının isteğiyle geçmişe dair bir yolculuğa çıkıyor. Kore’nin Jeju Katliamı gibi tarihsel travmaları ile bireysel yas iç içe geçiyor. Roman, hatırlamak ve unutmamak arasında sıkışmış bir ruh halini anlatıyor.
Yine bir Han Kang eseri ve yine herkese hitap etmeyecek bir kitap. Şiirsel bir dil ve ağır bir atmosfere sahip. Veda Etmiyorum'u okurken sabırlı olmalı, zira gerçekten ağır ilerleyen ama hikayesiyle insanı içine çeken bir roman.
3-Açlık – Knut Hamsun / Sayfa Sayısı: 195/ Puanım : 10
Adsız bir yazar, açlık ve yoksulluk içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Fiziksel açlık zamanla zihinsel bir çöküşe dönüşüyor ve karakterimizin gerçeklik algısı bozuluyor. Karakterin gururu, yardım kabul etmesini zorlaştırıyor. Modern edebiyatın en güçlü iç monolog örneklerinden biridir.
Açlık kitabını elime aldıktan sonra bırakmam mümkün olmadı. Çok yoğun duygular yaşadım bu kitabı okurken. O kadar kuvvetli bir kalem ki.. Hamsun'ın kalemine hayran kaldım. Çok ağladım, empati kurmaktan kendimi alamadım. Ve bu kitap beni gerçekten şükretmeye itti arkadaşlar. İstediğim birçok şeyin olmayışına ettiğim sitemlerden utanmama sebep oldu. Hayatta daha büyük sorunlar olduğunu fark etmemi sağladı. En temel ihtiyacımız olan beslenmeyi, barınmayı karşılayamayışın insan bünyesinde yarattığı tahribatı öylesine şiddetli hissettirdi ki bana.. Kitabın kapağını iç dünyamda bir türlü kapatamadım.. Vakit bulursam bu kitaba ayrı bir yorum yazmak çok isterim.
4-Sıfır Noktasındaki Kadın – Neval El Seddavi / Sayfa Sayısı:112 / Puanım: 10
Firdevs adlı bir kadın, idamına saatler kala hayat hikayesini anlatıyor. Çocukluktan itibaren maruz kaldığı istismar ve erkek egemen düzenin baskısı gözler önüne seriliyor bu kitapla. Kadının bedenini ve hayatını kontrol etme mücadelesi romanın tam merkezinde. Sert ve sarsıcı bir feminist metin.
Bu kitap unutmak istemediğim metinler arasında yerini aldı. En büyük sebebi gerçek bir hikaye olması. Ki bu sadece Firdevs'in öyküsü değil; dünyanın dört bir yanında bastırılmış, susturulmuş tüm kadınların öyküsü.. O yüzden çok kıymetli!
5-Son Bakış – Irmak Zileli / Sayfa Sayısı: 150 / Puanım: 10
Genç bir kadının ölüme giderkenki son birkaç dakikasından hareketle, geriye doğru akan hayatları ve kuşakları, ilk aşkı ve kalp kırıklıklarını hatırlayışını anlatıyor.
Bu kitapla Irmak Zileli’yi ilk kez okudum. Ölümün kıyısındaki bir kadının gözünden hayata edilen bir vedaya eşlik etmek, gerçekten tarifsiz bir deneyimdi. Hepimizin görmekten, konuşmaktan kaçındığı o kaçınılmaz gerçeklik: ölüm, son derece sıradan bir günün içine sızıyor. Unutmayacağım metinlerden biri oldu benim için.
Leda adlı bir kadın, tatildeyken bir anne ve kızını gözlemlemeye başlıyor. Bu gözlem, kendi anneliği ve geçmişte yaptığı seçimlerle yüzleşmesine yol açıyor. Roman, annelik mitini sorgularak ve kadın kimliğinin karanlık yönlerini ortaya koyuyor.
Psikolojik bir anlatı olan bu kitabı çok fazla öven vardı. Evet, annelik miti üzerinden belki çoğu annenin içsel olarak sorguladığı ama dile getiremediği bazı sorunlara, hislere değiniyor ama beni o kadar etkileyen bir roman olmadı.
7-Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür – Hüseyin Rahmi Gürpınar /
Sayfa Sayısı: 224 / Puanım : 8
Aşkın insan üzerindeki etkilerini mizahi ve eleştirel bir dille anlatıyor. Karakterler, tutkularının peşinden giderken çoğu zaman komik durumlara düşüyor. Toplumsal normlar ve ilişkiler ironik bir şekilde eleştirilir. Geleneksel Osmanlı yaşamına dair gözlemler içerir.
Hüseyin Rahmi Gürpınarla tanıştığım kitaptır. Birkaç kitabını daha okuyunca şunu fark ettim : Hüseyin Rahmi'nin kitaplarındaki akıcılığı yakalamak için başlangıçta biraz çaba göstermeniz gerekiyor. Sonrasında bir bakmışsınız sizi hikayenin içine almış, kitabı elinizinden bırakmıyorsunuz. Bu kitapta da öyle oldu başlarda okurken biraz sıkıldım, ellinci sayfalara geldiğimde hikaye ilginçleşmeye merak uyandırmaya başladı. Şadan Bey'in çapkınlıkları hayata, ilişkilere ve aşka bakış açısını okumak ilginçti ve keyifliydi. Türk Edebiyatı Klasiklerine merakınız varsa Hüseyin Rahmi'yle tanışmamak imkansız.
8-Soytarı Çiçekleri – Osamu Dazai / Sayfa Sayısı: 80 / Puanım : 7
Yazarın kendi hayatından izler taşıyan yarı otobiyografik bir metin. Anlatıcı, toplumla uyumsuzluğunu ve içsel kırılmalarını dile getiriyor. Yazarlık süreci ve varoluşsal sıkıntılar ön planda bu öyküde.
Japon Edebiyatını seven herkes Dazai'yiyi ve onun hayatına dair birkaç önemli noktayı mutlaka bilir. Dazai, yaşamak zorunda olup yaşamayı beceremeyenlerden. Japon Edebiyatı için onun önemini şöyle özetleyebilirim :
Türk Edebiyatı için Oğuz Atay,
Fransız Edebiyatı için Albert Camus (eeeen sevdiğim varoluşçuluk yazarıdır)
Rus Edebiyatı için Dostoevsky ne ise Japon Edebiyatı için de Dazai odur. Dazai'nin varoluş sorgulamalarına ve yaşamın onda oluşturduğu hezeyanlara eserlerinde oldukça sık rastlanır. Soytarı Çiçekleri de bu yüzden otobiyografiktir çünkü başrol karakterimiz hayatını sorgulayan, intiharı deneyen ama başarılı olamayan bir ressamdır.
9- Seyrek Yağmur–Barış Bıçakçı / Sayfa Sayısı : 100 / Puanım : 7
Gündelik hayatın sıradan görünen anlarını duygusal bir derinlikle anlatıyor yazarımız. Ankara’da yaşayan karakterlerin yalnızlıkları ve küçük mutlulukları işleniyor. Hikayede büyük olaylardan çok küçük detaylara dokunuluyor.
Yıllar önce Barış Bıçakçı'yı ilk okuduğumda onun için parmak izi misali kendine has üslubuyla okuru gerçekten büyülüyor demiştim. Hala ona karşı düşüncelerim değişmedi. Sade diliyle, samimi atmosferiyle okurken kendi hislerinizden bir şeyler bulmak garantili bir yazardır. Seyrek Yağmur adlı kitabı bir sıralama yapacak olsam Barış Bıçakçı eserleri içinde sanırım sonlarda olurdu. Okuduğum tüm kitapları arasında aldığım keyfi sıralayınca maalesef hissettirdiği bu.
10- Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme – Barış Bıçakçı/Sayfa Sayısı: 99 / Puanım : 8
Kitabımız farklı karakterlerin hayatından kesitler sunan öykülerden oluşuyor. İnsanların iç dünyaları, kırgınlıkları ve umutları sade bir dille ve ustaca bir olay örgüsüyle anlatıyor.
Klasik bir Barış Bıçakçı kitabı, isminin güzelliği için bile okunur.
11- Yalın Tutku – Annie Ernaux / Sayfa Sayısı: 56/ Puanım : 8
Yazarın yaşadığı tutkulu ve takıntılı bir ilişkiyi anlatıyor. Beklemek, arzulamak ve kaybetme korkusu metnin merkezinde. Duygular son derece açık ve filtresiz şekilde aktarılıyor. Kısa ama yoğun bir anlatıdır.
Annie Ernaux ile ilk tanıştığım metindir. Ernaux, kendi hayatındaki deneyimlerini ve yaşantılarını filtresiz bir şekilde anlatıyor eserlerinde. Bunu anlatırken de bireyselcilik üzerinden yapmıyor ; size şunu sorgulatıyor bu yaşadığım şey bireysel mi yoksa toplumsal mı? Yani bana özgü mü yoksa varolan toplumda bunu yaşayan nice kadınlar var mı?
Bir kadının, bir kuşağın görünmeyen tarihini anlatıyor diyebiliriz. Soğuk ama sarsıcı bir dili var. Metinleri genellikle kısa ama etkileyici. Yalın Tutku'yu okurken kendi hayatını böylesine teşhir etmesi beni gerçekten şaşırttı, sonrasında birçok eserini okudum ve onun bu 'filtresiz'liğine hayran kaldım. Herkes sever mi? Sanırım sevmez. (Dümdüz kitap okumak için okuyanlar zaten okudukları metinlerin verdikleri salt mesajı anlamaz ve genel de boş bulur...)
Bundan sonraki üç eserde Annie Ernaux eseri olduğu için sadece konularından kısaca bahsedeceğim.
12- Olay – Annie Ernaux/ Sayfa Sayısı: 80/ Puanım:8
Yazarımızın genç yaşta yaşadığı kürtaj deneyimi anlatılıyor. Dönemin yasakları ve toplumsal baskılar detaylı şekilde işleniyor kitapta. Kadın bedeni üzerindeki kontrol ve özgürlüğü sorgulatıyor. Oldukça çarpıcı ve gerçekçi bir metin.
Ernaux'un kitaplarında sevdiğim bir yön daha var. O dönemin şartlarından, tarihsel önemli olaylarından bahsetmesi.. Mesela, kürtaj olmak istediği bu dönemde kürtaj yasak.. O ise sadece hayalleri olan bir üniversite öğrencisi..
13- Bir Kadın – Annie Ernaux/ Sayfa Sayısı : 64/ Puanım:9
Yazarımız, bu eserinde de annesinin hayatını ve ölümünü ; annesinin hayatındaki etkisini anlatıyor... Sınıf farkları ve kuşaklar arası değişime çokça vurgu yapıyor anılarıyla. Anne-kız ilişkisi hem sevgi hem mesafe üzerinden işliyor. Duygusal ama her zamanki gibi mesafeli bir anlatıma sahip.
14- Genç Adam – Annie Ernaux / Sayfa Sayısı: 48 / Puanım : 6
Ernaux'un kendisinden çok daha genç bir erkekle yaşadığı ilişki anlatıyor. Bu ilişki üzerinden zaman, yaşlanma ve arzu sorguluyor. Toplumsal normlara meydan okuyan bir metin. Okudukça 'Helal olsun kız sana yaşa tabi hayatını elalem ne der baskısını umursamadan dfklfjfkş' dedim :)
15- Kıskançlık – Marcel Proust / Sayfa Sayısı: 72/ Puanım : 7
Aslında Kıskançlık bağımsız bir eser değil. Proust'un Kayıp Zamanın İzinde adlı kitabının içinde yer alan bir metin. İnsan ilişkilerinde kıskançlığın nasıl büyüyüp saplantıya dönüştüğünü anlatan bir eser. Anlatıcı, sevdiği kişiye dair sürekli şüphe üreten biri. Zaman ve bellek temaları da arka planda yer alıyor. Metinde kıskançlığı bir duygu olarak değil de zihinsel bir hastalık olarak değerlendiriyor.
16- Nasıl Ölünür – Émile Zola / Sayfa Sayısı: 48 / Puanım: 8
Ölümün kaçınılmazlığı ve insanın buna verdiği tepkiler üzerine odaklanıyor Zola. 5 farklı karakter üzerinden ölüm karşısındaki tavırları inceliyor. Doğalcı bakış açısını o kadar iyi yakalamış ki Zola, okurken şunu sorguluyorsunuz : Peki Ölüm nasıl bulacak bizi??
17-Defterler 1 – Albert Camus / Sayfa Sayısı:200 / Puanım: 8
(pdf okudum)
Camus’un kişisel notları, fikirleri ve gözlemlerinden oluşuyor Defterler. 3 serisi var bu ilki. Yazarlık süreci ve felsefi düşünceleri bu defterlere aldığı notlarla şekilleniyor. Absürd kavramı ve insanın anlam arayışı sık sık karşımıza çıkıyor. Bir roman değil, düşünsel bir kaynak aslında. Onun Yabancı'yı, Veba'yı Meursault'ı nasıl yarattığını okumak benim için harika bir deneyimdi.
18-Kim Bağışlayacak Beni – Birhan Keskin/ Sayfa Sayısı:184/ Puanım: 8
(pdf okudum)
Aşk, kayıp ve affedilme arzusu şiirlerin merkezinde olan harika şiirlerle dolu olan bir şiir kitabı.
19- Soğuk Kazı – Birhan Keskin/ Sayfa Sayısı: 68/ Puanım: 6
(pdf okudum)
Aslında ismi o kadar güzel ki : içsel bir kazı metaforu yapmış Birhan Keskin.. Yalnızlık, acı ve kırılganlık şiirlerin temasını oluşturuyor. Ama diğer kitaplarını okuduğumdan mıdır bilinmez, kendimi çok bulamadığım bir kitaptı.
20- Küçük Yuvarlak Taşlar – Melisa Kesmez/ Sayfa Sayısı: 84 7 Puanım: 10
Ah benim canım yazarlarımdan Melisa Kesmez! Çok seviyorum onu okumayı, yaptığı her iş o kadar güzel kiiiii! Kısa öykülerden oluşan bu kitap, sıradan hayatların içindeki duygusal anlara odaklanıyor. Kesmez zaten, sıradan hayatlardaki o çarpıcı anları çıkarıp bizi etkilemek de öyle usta ki! Sade, akıcı diliyle elinizden bırakamayacağınız ; okudukça kendinizi bulacağınız cümlelerle dolu bir öykü kitabı!
FAVORİ İLK ÜÇÜM :
1- Knut Hamsun - Açlık
2- Neva El-Saddavi - Sıfır Noktasındaki Kadın
3- Irmak Zileli- Son Bakış
Bonus :
Melisa Kesmez - Küçük Yuvarlak Taşlar





















0 Yorumlar